Kopenhag’ın sisli sabahında, denizin engin maviliğine düşen ilk ışıklarla birlikte, Middelgrunden’in yüksek kuleleri arasında rüzgârın usulca fısıldadığı sırlar vardı. TÜREB öncülüğünde gerçekleştirilen bu teknik ziyaret; yalnızca metal yapıların soğukluğunu değil, geleceğe dair umut dolu bir serüveni, çetin mücadelelerin ve öngörülerin yaşayan tezahürünü de beraberinde getiriyordu.

Ufuk Yaman’ın sözleri, bir ressamın ustaca tuvale işlediği derin mavilikler gibi anlatım kazandırıyordu rüzgâr sektörüne. Rüzgâr enerjisinin cirosunun %70’inin ihracata bağlı olduğu, 2.2 milyar dolarlık dev bir oyunun perdesini aralarken, karasal alanlarda elde edilen başarının, deniz üstü projelerde de yankı bulacağına dair inanç, adeta milletin göğsünde yanan küllerin yeniden canlanmasını andırıyordu. Bu sözler, geleceğin mücadelesinde Türkiye’nin Avrupa’nın enerji dönüşümündeki rolünü belirleyebilecek bir mihenk taşı olacaktı.
Deniz üstü rüzgâr, basit bir enerji üretim modeli olmaktan çıkarak yerli tedarik zincirlerinin ve teknolojik bilgi birikiminin ateşini tutuşturacak bir sanayi yatırımı öyküsüne dönüşüyordu. Her bir esinti, umut ışıklarıyla dolu yeni bir sanayinin doğuşuna vesile olacak; her fırtına, ekonomik açığın kapanmasında, ulusal gururun ve yenilikçiliğin bir göstergesi olarak hafızalara kazınacaktı.

Avrupa’nın rüzgârda dans eden ulusları arasında, 13.8 GW kurulu kapasiteyle altıncı sıraya yerleşmiş olan Türkiye, diğer devlerle rekabetin zorlu sahnesinde adeta bilinmeyen denizlere yelken açmaya hazırlanan bir gemi gibi göz kırpıyordu. Ember verisinin işaret ettiği 75 GW’lık deniz üstü potansiyel, henüz keşfedilmemiş zenginliğin, geleceğin serüvenine yön verecek gizli bir hazinenin anahtarıydı.
Marmara Denizi, şimdi yeni projelerin ve umut dolu çalışmalarda teknolojinin titiz ellerinde yeniden şekil buluyor; dört öncelikli bölge belirlenmiş, üç farklı alanda yapılan ölçüm çalışmaları, denizin kalbinin hangi ritminde atacağını gözler önüne seriyordu. Teknik fizibilitenin gelecek yılın ilk çeyreğinde tamamlanması planlanırken, rüzgarın bu hikayesi iklim değişikliğiyle mücadelede, küresel ısınmayla başa çıkmada kritik bir rol oynayacak kelimeler gibi yankılanıyordu.

Bu denizüstü rüzgâr serüveni, Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanındaki kararlı adımlarının uluslararası arenada nasıl yankı bulduğunun, enerjinin ve umudun dans ettiği bir destanın modern sayfalarına nasıl yansıdığının canlı bir örneğiydi. Bir yandan geçmişin izlerini taşırken, diğer yandan geleceğe yönelik umut dolu bir türkünün melodisini çalmaya hazır olan bu yatırım, ülkemizin çağın rüzgârıyla buluştuğu anların yankısını geleceğe taşıyor.





